Bu Arada: YILLARIN İZ'İ
Bu Arada: "YILLARIN İZİ"

8 Şubat 2015 tarihi(bugün) itibariyle elime geçen ve de geçtiği andan beri kendimi okumaktan alı koyamadığım enfes eser. Yine bugün, bu kitap sayesinde kendisini tanımaya başladığım, bunca zaman tanımadığım için de cahilliğimden utandığım nadide insan "Mahir İz".
Yanılmıyorsam beş yıl önce, yine nadide bir insan-Hüseyin Avni Dede'nin kitabına rastladığımda sahaf abim "bunları okulda öğretmezler, bilmezsiniz" demişti. Haklıydı, bunları okulda öğretmezlerdi, öğretmemişlerdi ve de kuvvetle muhtemel öğretmeyeceklerdi de. Üstelik Türk Dili ve Edebiyatı üzerine eğitim veren bölümü okumuştum. Bu benim bölümümle ya da okulumla da ilgili değildi sadece. İstanbul, Ankara, İzmir gibi büyük şehirlerdeki köklü okulların emsal bölümlerinde de okutulmuyordu. Çünkü bunlar "magazinsel" kişiler değildi, olmayacaklardı da. Sadece bunlar mı, daha niceleri. Yine bir o kadarı müfredatın izin verdiği ölçüde "isim ve eser" bağlamında kitaplara giriyor. Biliniyorlar mı - hayır!
Yine sözü dallandırdım, asıl konuya dönelim. Yılların İzi'ni elime aldığımdan beri, kendimi okumaktan alı koyamıyorum. Belki de bir hastalık bu ya da bir efsun. İrfan Yayınevinden 1975 yılında basılan bu kitap 40 yıl sonra benim elime geçti ve okudukça mutlu oldum. Ayrıca bu kitabın müellifinin vefatıyla da bir nebze hüzünlendim. Zira kendisi öleli 41 yıl olmuştu ancak ben onu yeni tanımış ve kaybetmiştim. Yakın bir dostu, bir arkadaşı, bir öğretmeni, bir ağabeyi kaybetmenin hüznünü yaşadım. Kendisini araştırdıkça, onun yazılmış ama destanlaşmamış tarihine daldıkça ne çok şey öğrendiğimi fark ettim. Onun yazdıkları, ardından yazılanlar derken vakit geçti gün akşam oldu. Ne "Mâhir" bir öğretmen imiş ki o, zamanının geçtiğini bana fark ettirmedi.

Zaman zaman keşke daha önce yaşasaydım da onunla tanışsaydım dediğim kişiler vardır. Pertev Naili Boratav gibi, Erol Güngör gibi, Tahir'ül-Mevlevi gibi, Asım Bezirci gibi, Ümit Kaftancıoğlu gibi... Yeni dostum Mâhir İz de onların arasına girdi. 40 yıl evvel cansızlaştırdığı satırlar beni bu derece kendisine hayran bıraktıysa, kim bilir sohbeti nasıl etkilerdi ...
Yahya Kemal, Mehmet Akif, Nihad Sami, Şair Eşref, Tahir'ül-Mevlevi gibi bir arkadaş ve edebiyat çevresinin de içinde bulunan kadim bir dost. Kim istemez ki ?
Bazı kişiler için hocaların hocası tabiri kullanılır. Bu bazen farazi bazen ise tam yerinde bir söylemdir. O sayısız öğrenci yetiştirmiş, İz'inden giden öğrencileri de onun gibi tam bir muallim olmuşlardı. Hayatı boyunca belki onlarca sıfata malik olan Mahir İz'in mezar taşına hem ilk hem de son sıfatı- kalben tek sıfatı- olan "muallim" yazılmıştı.
Eserde sanatkarı görmek önemlidir. Yılların İzi bende bunu gerçekleştirdi. Bir kitap bana hem bir öğretmen, hem bir dost hem de bir ideal kazandırdı.
Onun öğrencilerinden Prof. Dr. Mustafa Uzun'un kendisinden duyarak öğrencilere nakil ettiği bir beyti de çok ilgimi çekti açıkçası:"
Çay kadehte dîde efrûz olmalı
Leb-kez u leb-rîz u leb-sûz olmalı".
Güzel bir çay tarifinin beyti bu. Denemek isteyenler için mealen: "Güzel bir çayın rengi göz alıcı olmalı. Ayrıca bardağın yarısı boş değil, hafif bir dudak payı kalacak kadar dolu olmalı. İlk yudumu aldığın zamanda da ağza hafif bir çay burukluğu, lezzeti gelmeli ve sıcak olmalı..."
Çayımızı da içtiğimize göre artık kalkabiliriz. Bir dostun üzerine söz söylemeye başlayınca satırlar sayfalar kifayetsiz kalıyor, akıp gidiyor.
Ancak bu dost hem de eşsiz bir öğretmen olursa seçilen her sözcüğün tek tek irdelenmesi gerekiyor. Velhasıl zor zanaat.
Gelelim ma nahnü fihimize, bu aciz satırları kaleme alma sebebim, sizleri Mâhir bir dostla tanıştırmaktı. Sözlerime Halis Erginer'in Mâhir İz'in vefatı üzerine düştüğü tarih beyiti ile son veriyorum:
“Veyl gâib eyledik Mâhir İz’i” (1394 h.)
Sürç-i lisan eylediysem affola.
mi ya


