Bu Yazının Başlığı Altı Sözcükten Oluşmaktadır


Bu Arada:
Bu Yazının Başlığı Altı Sözcükten Oluşmaktadır

“Kusura bakma biraz uzun oldu, zîrâ kısa yazacak vaktim yoktu.”

Takip edenler bilir, hemen her yazımda sözün değeri üzerine birkaç kelam etmeye çalışırım. Bu yazımda doğrudan doğruya fikirlerimi aktarmaya çalışacağım. Öncelikle yazıya başlarken <epigraf> olarak seçtiğim söze dair birkaç tespitimi paylaşmak istiyorum. Ufak bir araştırma yaparsanız bu söz üzerine pek çok köşe yazısı ve makaleyle karşılaşırsınız. Hemen hepsi sözün anlam çerçevesinden ziyade, onu kimin söylediği üzerinedir. Ben burada isim zikredip yönü o tarafa çekmek değil, sözün içeriğine değinmek istiyorum.

Çoğumuz için edebiyat, tuğla kalınlığında romanlar, üç-beş ciltten oluşan kitaplar demektir, yani en azından edebiyatı iş edinmemiş olanlarımız için…

Yazardan bahsederken dahi “şu kadar kitabı var” şeklinde cümleler kurarız. “Bugün şu kadar sayfa okudum” cümlesini her köşe başında, bir klişe rafında, on paraya bulabilirsiniz. Ne okuduğundan çok, ne kadar okuduğunu vurgulayan bir ifade… Okuma konusunda durum bu, peki iş yazmaya gelince farklı mı? Tabiî ki hayır.

“Bugün oturdum şu kadar şiir yazdım. / Geceden sabaha tam bu kadar hikâye bitirdim.”

Mümkün mü bu, olabilir mi böyle bir şey? Hadi sen karaladın diyelim, peki sen karaladın diye olmuş oluyor mu? Daha önce bir gazetede buna değinen yazı yazdım ve küfre varan dönütler aldım ki bu doğru yolda olduğumu gösterdi bana. Sizin uzun uzun, sayfalar dolusu yazmış olmanız, onu değerli kılıyor mu? Dışarıda o kadar çok kişi var ki <<benim şu kadar kitabım var>> diye gezen. Hâlbuki işin aslını araştırırsanız, kitabım var diye övündüğü “şeyin” kendi parasıyla bastırdığı bir müsvedde olduğunu görürsünüz. Ne yazık ki, bu zamanda basılan kitaplar ne doğru düzgün redaktör yüzü görüyor ne de onun değerini belirleyip, yayınlayıp yayınlamama konusunda karar verecek editör, genel yayın yönetmeni.

Genelde işleyiş şöyle oluyor: Siz dosyayı hazırlayıp yayınevine gönderiyorsunuz, onlar da size fatura çıkarıyor ki bu fatura genellikle sayfa sayısı, kapak ve kâğıt kalitesine göre belirleniyor. Ne güzel değil mi? Eğer paranız varsa birkaç aya kitap sahibi olabiliyorsunuz. Artık bir günde yüzlerce kitap basılıyor. Sizi temin ederim o kadar çok ki! Eğer bunu kendinize iş addedip takip etmeye çalışsanız başınız döner.

Uzun uzun yazdınız, parayı verip bastırdınız. Tebrikler! Artık siz de bir yazarsınız. Uzun yazmak zor iş ama değil mi! Ya kısa yazmaya ne demeli? Sizin kısa yazacak kadar vaktiniz ya da yeteneğiniz var mı? Somut örnek üzerinden gidersek; altı sözcükle hikâye yazabilir misiniz?

Ernest Hemingway, arkadaşıyla altı sözcükle hikâye yazılıp yazılamayacağı üzerine iddiaya girer. Ödül sadece 10 dolardır. Hemingway kazanır. Ona 10 dolarlık ödülü getiren hikâye şudur: “For sale: baby shoes, never worn”. (Satılık: bebek ayakkabısı, hiç giyilmedi.) Türkçeye beş sözcükle çevirdik ancak istersek bunu kolayca altı yapabiliriz. Sayıyı bırakıp hikâyeye odaklanırsak gerçek bir olayın gün yüzüne çıktığına şahit oluruz.

Hemingway henüz 10-11 yaşlarındayken gazetede şöyle bir haber yayımlanır: “TRAGEDY OF BABY’S DEATH IS REVEALED IN SALE OF CLOTHES” (Ölen bebeğin trajedisi, eşya satışında ortaya çıkarıldı.) Hemingway’in bu kısa -belki de en kısa- hikâyesinin anlam çerçevesini anlatmak benim satırlarımı aldı ki ben sadece özet geçtim. Bu olaydan sonra, online yayın yapan bir Amerikan edebiyat dergisi olan Smith’te bu isimle köşe açılır ve okuyucu işin içine katılır; “siz de kendi hikâyenizi altı kelimeyle anlatabilirsiniz.” Peki ya siz, kendi hikâyenizi altı sözcükle anlatabilir misiniz? Bunu bir meydan okuma olarak görüp cevap vermek isteyenler için mail adresimi yazımın sonuna ekliyorum. Şunu da belirtmek isterim ki ilgi çekici olanları sizlerle paylaşmayı düşünüyorum. Umarım derdimi anlatacak uzunlukta, sıkmayacak şekilde yazabilmişimdir. 

Ne kadar sürç-i lîsân ettimse affola.

mi ya 

Not: Bu yazı 18 Nisan 2017 tarihinde http://maidergi.com adresinde yayınlanmıştır. 



Popüler Yayınlar