Bu Arada: YAZI/YORUM
BU ARADA: YAZI/YORUM
(AHMET RASİM’LE YAZMAK ÜZERİNE BİR SÖYLEŞİ)
Sevgili okurlar, bugün üretkenliği ve çalışkanlığı ile bilinen yazar ve eleştirmenimiz Ahmet Rasim bey ile birlikte yazmak konusunu ele alacağız.
Efendim öncelikle sizinle yazmak üzerine daha doğrusu yazmanın zorluğu üzerine konuşmak istiyorum. Günümüzde yazmak en zor meziyetlerden biri olarak görülüyor. Herkes bir yerlerde bir şeyler yazmasına rağmen yazmanın nasıl olacağı konusunu da tartışmadan edemiyorlar, bilhassa yazarlar- sizin deyişinizle muharrirler. Naçizane benim de yazma denemelerim var, sizin bana ve benim nezdimde muharrirlere önerileriniz nelerdir?
Ahmet Rasim: “Laf değil, muharrir bu! Yaz! Hem de çalakalem yaz! Durma yaz! Hem kaleminin ucuna nasıl gelirse öyle yaz! Deme kış, yaz; yaz! Bu nasihati kulağına küpe yap! Buna bir rumuz olmak üzere kurşun kalemini kulağının ardından eksik etme! Yolda yaz, tramvayda, otomobilde, şimendiferde, vapurda, arabada, kayıkta dur, otur, zıpla yaz.”
Yanından kalemi kâğıdı eksik etme yaz, diyorsunuz. Efendim bu yazdıklarımız ne olacak, nerede basılacak yahut duracak? Hem her yazdığımız da sonuçta kemale ermiyor, köşe başında bir sürü karalama, müsvedde. Ne zaman bu yeter diyeceğiz? Bir de işin diğer boyutu var ki zaman ve para. Hangi vakit bulup da bu kadar yazacağız ve bu kadar yazmaya yetecek malzemenin parasını nereden bulacağız
A.R.: “Gazetelerde, mecmualarda sütunlar, âbideler dik. Kütüphanelerde mücelledat yığ! Ceplerin şiş şiş olsun, masan kâğıt parçaları, müsvedde üzgünleri ile Gûh-i Kaf’a dönsün, sen bunları gördükçe azımsa! Daha ziyade gayrete gel. Yaz. Hatta uykunu kes, boğazına yeme, kâğıt, kalem, mürekkep al. Sol elin başında; sağ elin kaşında düşünür gibi durduktan sonra aklına ne gelirse yaz.”
Düşünür gibi durmak, biraz poz kesmeye girmiyor mu sanki? Poz kesmeye gelince dışarıda ne jönler ne aktörler var sizin bu tavsiyeniz onların yanında pek kâfi sayılmaz. Ayrıca bir diğer güruh da bu malum kişilerden dolayı herkesi aynı kefeye koyup kelepir bir değer biçmeye hazır bekliyor. Onların diline düşeriz maazallah. İnsan bu dünyada haysiyeti ile yaşar. Bunları düşünmekten kendini alıkoyabilir mi bir kişi
A.R.: “Yâhut, öyle düşünür gibi de durma! Önüne bakma, sağına soluna aldırma! Hem düşünmek insanı sıkar, türlü türlü hastalıklara meydan açar, sen ise bu dünya-yı faniye yazmak için gelmişsin; binaenaleyh, durma yaz! Benden ibret al, durmam, dinlenmem, cayır cayır yazar, vızır vızır okur, okuturum.”
Okumakta sorun yok okuruz okumasına da okutmak marifet ister artık. İnsanlara şunu oku dediğinde borç istemişsin gibi yüzümüze bakar oldular ne yazık ki. Efendim, biz bu dünyaya yazmak için gelmişiz de kim okur bizi, kim tanır yahut sayar?
A.R.: “Müteveffa kitapçı Arakil, bir kitabımın forma fiyatından tenzil etmek emeliyle: Rasim Bey, bir gün olacak, seni de “İşte, işte geçiyor! Bak, bak!” diye parmakla gösterecekler. Bugünler yakındır! dedi idi. Herkesin dediği gibi bunun da dediği çıktı.”
Rahmetli iyi söylemiş söylemesine de kendi çıkarını gözetmiş dediğiniz gibi. Ayrıca biz öyle bir vakte eriştik ki şimdilerde “işte, işte geçiyor, bak bak” diye parmakla gösterilecek kişiler ya televizyon programlarında ne yeteneği olduğu bilinmeden yetenek kabul edilenler ya da İstanbul kulüplerinde milyonlar kazanan futbolculardır. Bize gelince, bizi parmakla gösteren ya alacaklılardır ya da ruhu kendinden yaşlı, kazancının yarısını bir kalemde kitapçıya yatıran, şu satırları okuyan okuyucular. Umarım dediğiniz gibi bir zaman gelir de yazarlar, şairler yeniden parmakla gösterilir hale gelir. Okuyucularımıza son bir sözünüz var mı?
A.R.: “Aman azizim, sana bir nasihatim daha var. Açlığa son derece idman! Çünkü perhizler, oruçlar, bütün salâh-ı nefis için icat ve emredilmiştir. Baktın ki pek ziyade acıktın, derhal kaleme sarıl, yaz! Tokluğa birebirdir!”
“Açlığa idman” güzel tavsiye. Bir kitapta okumuştum “edebiyat karın doyurmaz çay içirir” diyordu. Siz de diyorsunuz ki açlığa alış, nefsini terbiye et ve yaz. Acıktıkça yaz tokluğa birebir. Demek yazma işine el atan herkes aynı şeyi düşünüyor. Bu değerli sohbetiniz ve nasihatleriniz için ben ve okuyucularım adına size teşekkürü bir borç bilirim. Sözleriniz ve satırlarınız daha nice asır Türk okuyucusunun zihninde yer bulacaktır.
mi ya


