Bu Arada: YORUMLU/YORUM
BU ARADA: YORUMLU/YORUM
“YÜRÜ YÂ KULUM”
(1)“Yürümeye devam et, yol insanı terbiye eder.”Beni bilen bilir yürürüm, hep yürürüm, iyi yürürüm. Kimi zaman rüzgârı alsam da arkama çoğunlukla rüzgâra karşı yürürüm. Yanımda birileri olduğu zamanlar da oldu elbet ama çoğunlukla kimseyi aramadan yürürüm. Ne zaman yalnız hissetsem kendimi veyahut kalabalık sadece yürürüm
(2) “Yola çıkmak yoldan çıkmaktır a dostum, yeni başlangıçlar yapmak yürek ister”.Yoldan çıktığım oldu, sizin de olmuştur. Her seçim terk etmeyi gerektirir. Bir yol ayrımındaysanız ne tarafı seçerseniz seçin terk ettikleriniz, en az tercih ettikleriniz kadar olacak. Bulacaklarınız kaybettikleriniz kadar. Mesele yoldan çıkmak, yolda olmak mesele yol olmak. Eğer birine yol olabiliyorsan ki kendine olsan da yeter, işte o zaman yol açarsın.
(3) “Usül gelse gelse yol manasına gelir ve eğer gerçeğe gitmekse maksadınız herkes kendi yolunu bulmalıdır”.İnsan bu dünyada düz bir ovadaydı önceleri. Her geçen gün bir tarafa bir duvar koydu ve kapadı yolunu. Öyle bir zaman geldi ki, şimdi sadece birkaç tane açık yer kaldı o duvarların arasında. Onlara gerçek dedi, yol dedi, din dedi, şeriat dedi, tarikat dedi. Herkes kendi açıklığının yol olduğunu söyledi ve onun dışında gidenlerin hepsinin yanlış yolda olduğunu. Oysa Doğunun da Batının da sahibi bir, ki o dünün, bugünün ve yarının da sahibi. Yık duvarları ve yürü, basa basa yürü, yürüdükçe yürü. Bu yol hakikat diyenlerin yanından duvarlarının üstüne bas da yürü. Arkana bakmadan.
(4) “İnsan korkuya kapıldığında önce kendine kaçarmış”. Kaçar kaçmasına da ya kendini arıyorsa ve hâlâ bulamamışsa? Ya o zaman ne yapar? Cevap tek kelime: “yürür”. Arar, bulmak için yürür ve de bulunca kaybetmek, kaybolmak için. Mecnun’dur artık o, çöldür, yoldur yolsuzluğun içinde. Ne çöl, ne gündüz, ne gece, ne Leylâ. Mecnun artık hem isimdir ona hem sıfat hem de eylem. Mecnunlukta mecnun mecnunlaştı. Kendinden sonra gelenlerin yoludur artık o … Ve artık o yol Leylâ’dan değil Mevlâ’dan geçer…
(5) “ Bilinmeyen yerleri bulmak için önce kaybolmak gerekir”. Pek çok kültürde labirent ve onu bekleyen canavar miti vardır. Bulmak ve kaybolmak üzerine kurulmuş bir oyun. Zîrâ hayat da bundan ibaret zaten, bulur ve kaybolursun, kaybolunca bulursun. İşte oyun bu. Tek kural var: kayboldukça daha çok ara ve daha iyi kaybol. Ümitsizliğe kapılmadıkça kaybolmuş sayılmazsın ama unutma bunu. Öyle kaybol ki kendi cübbenin içinde bulama kendini. Cübben senin labirentin olsun ve yolluk da o labirenti bekleyen canavar. Kaçma ondan, en güzele, en sevgiliye yürür gibi git ona. Varken yok ol, yoklukta var ol. Yol ol, görünmeyen, bulunmayan, aranmayan ama gidilen bir yol…
Velhasıl dostum sen yürü. Şairin dediği gibi (6) “yürümeyenleri arkanda boş sokaklar gibi bırakarak”. Nereye gittiğinin pek bir önemi yok çünkü varacağın yer belli. Ümitsizliğe kapıl, kaybolduğunu düşün, kısır bir döngüde olduğunu anla, tüket kendini, bacaklarında yürüyecek dermanın kalmasın ama yine de yere bas. Öyle bir bas ki yer utansın. Ruhun bedeninden ayrı bir yol bulana kadar yürü. Yanında biri olsun ya da olmasın. Arkana dönüp bakma bile. Unutma: (7)“Yol onun, varlık onun, gerisi hep angarya.”
“Buldu kifayet, yok zerre inadım,
Anladım ki yol, hem yokluk içimde,
Ne fark eder, nerde hangi biçimde
Nihayet yolda kaybolacak adım.”
mi ya
Not: Bu yazı 07 Ocak 2017 tarihinde http://maidergi.com adresinde yayınlanmıştır.
(1) Dücane Cündioğlu(2) Dücane Cündoğlu(3) Yılmaz Erdoğan – Bana Bir Şeyhler Oluyor(4) Onur Ünlü – Güneşin Oğlu(5) Ted Elliott, Terry Rossio – Karayip Korsanları Dünyanın Sonu(6) Nazım Hikmet – Yürümek(7) Necip Fazıl – Sakarya Türküsü

